DUR YOLCU ! BILMEDEN GELIP BASTIGIN,

BU TOPRAK, BIR DEVRIN BATTIGI YERDIR.

EGILDE KULAK VER,BU SESSIZ YIGIN,

BIR VATAN KALBININ ATTIGI YERDIR....

BIR MILLETIN KADERINI DEGISTIREN DESTAN

''Su Bogaz harbi nedir?
Var mi ki dünyada esi?
En kesif ordularin yükleniyor dördü besi
Tepeden yol bularak geçmek için Marmara'ya
Kaç donanmayla sarilmis ufacik bir karaya
Ne hayasizca tahassüt ki ufuklar kapali
Nerede, gösterdigi vahsetle bu bir Avrupali''...
Mehmet Akif Ersoy'un, yazildigi tarihten bu güne kadar bütün nesillere Çanakkale Savasi'nin heyecanini yasatan bu siiri, bir milletin kaderini degistiren destanini anlatiyor.
Ingiliz ve Fransiz ortak saldirilarina karsi savasilan bu cephede cereyan eden muharebeler denizden ve karadan olmak üzere yaklasik bir yil sürdü. Çok siddetli çarpismalar oldu, Türkler canlari pahasina büyük bir zafer kazandi.
Çanakkale Savaslari'nda 18 Mart Deniz Zaferi'nin ise önemli bir yeri bulunuyor. 18 Mart, yersiz bir gururun Karanlik Liman'da bogulusunun tarihlere kaydedildigi gün oldu. Türk denizcilerinin ve topçularinin hedefini sasmayan çelik yumrugu, bu zaferin kazanilmasinda baslica rolü oynadi.

HASTA ADAM

Peki bu zafer nasil kazanildi? 1914'lü yillarda Osmanli, yorgun ve halsizdi, Avrupalilar'in deyimiyle ''hasta adamdi''. Birinci Dünya Savasi'na girecek durumda degildi. Yeni çiktigi Balkan Savasi'nin yaralarini saracak zaman bile bulamamisti. 1911 Trablusgarp ve 1913 Balkan muharebeleri yenilgileri Osmanli'nin adeta belini bükmüs ve kendisine gelmesi çok zor olan bir süreç içerisine girmesine neden olmustu.
Genç Türkler iktidara geldigi 5 yil içinde büyük toprak kayiplarina ugramisti. En degerli ordularini bozgunda kaybetmis, kucak dolusu paralar ödenerek disaridan satin alinmis silah, top cephane ne varsa onlar da Ekim ve Kasim ayinin çamurlu, yolsuz Rumeli topraklarinda düsmana terk edilmisti.
Koca imparatorluk, çagin, sanayi devriminin, bilim ve teknolojinin çok gerilerinde kalmis, zengin Avrupalilar'in ''kapitülasyon'' denilen ekonomik ve mali boyundurugu altinda ezikti. Ülkede ne sanayi denebilecek bir tesis, ne de tam anlamiyla yapilan bir tarim vardi. Gaz yagindan ignesine, silahindan mermisine her sey için disa bagimli olan memlekete ne düzgün bir yol, ne bir liman, ne de fabrika vardi.
Ihmale ugramis insanlari fakir ve okutulmamis, devlet yönetimi çürümüs hazinesi tamtakir olmustu. Bir yil öncesinden beri Alman askeri Türk ordusunda genis islahat yapmis, fakat Balkanlar'daki yenilgiler büyük zarar getirmisti. Bir çok bölgelerde asker aylardan beri maasini alamamis, orduda moral kalmamisti. Donanma da mutsuz ve demode bir haldeydi. Çanakkale'deki Garnizon perisandi. Silahlari ise çagdisi idi.

HÜKÜMETIN DURUMU

Siyasal durum ise tam bir karmasa idi. Ittihat ve Terakki Cemiyeti'ne bagli olan Genç Türkler, 1909'da padisahi tahtan indirerek pek çok çevrede özellikle aydin çevrede tam bir destek kazanmisti.
Ancak, 5 yillik savas ve iç bunalimlar gereginden de fazlaydi. Imparatorlugun derme-çatma hükümeti bir baska hükümeti is basina getirerek kuvvetlenmek, durumu düzeltmek imkani kaçirmis, Genç Türkler'in enerjileri ise kendi baslarini kurtarmanin umutsuz ve yalin mücadelesinde tükenmisti.
Artik ne demokratik seçimlerden, ne özgürlükten, ne bütün irklarin esitliginden ne de hilal altinda birlesmeden bahseden yoktu. Mali yönden hükümet iflas etmis, eski zorbalik ve irtikap günlerine geri dönülmüstü. Bagdat ve Kudüs gibi dis eyaletlerde ahalli idareler korkutucu bir durumdaydi. Her an herhangi bir asiretin bagimsizligini ilan etmesi mümkündü.
Durum böyle olunca Ittihat ve Terakki yönetimi de halkin gözünden iyice düstü.

SAVASA DOGRU...

Dünya kaçinilmaz bir paylasim savasina dogru yönelirken, Osmanli Imparatorlugu da bu savas karsisinda tarafsiz kalamayacagini fark etti.
Bu durumda yapilabilecek en dogru hareket ''ölünecekse savasarak ölmek'' idi. Halk ve Ittihatçi üyeler, Osmanli'nin savasa girmesine taraftar degildi. Bu arada Alman Ordusu'ndan yetkililer, Türk askerini egitmeye baslamisti.
Ittihatçilar Almanya yerine Ingiltere ve Fransa'ya yakinlik duyuyorlardi. Almanya, sadece Enver Pasa ve diger subaylara yakin geliyordu. Çünkü, Almanya'da egitim görmüslerdi. Almanlar da ittifakta çok istekliydi.
Ingiltere, Genç Türkler'in iktidarina güvenmiyor ve onlarla ittifak yapma teklifini reddediyordu. Ancak durum böyle olmasina karsilik Osmanli üyelerinden Hakki Pasa, Ingiltere ile problemli konulari halletmek ve ittifaka zemin hazirlamak amaciyla Londra'ya gönderildi.
Diger yandan, Balkan savaslari sirasinda edinilen borçlarin tasfiyesi ve yeni borçlar için Maliye Naziri Cavit Bey Fransa'da faaliyette idi. Fransa da tipki Ingiltere gibi borç yaninda kapitülasyonlardan vazgeçmeye ancak digerleri vazgeçerse razi olacagini belirtti.
Rus ordusu ise güçlü ve disiplinliydi. Ancak sanayisi beklenmedik bir süre alan siper savasi için gerekli olan bolca cephaneyi ve agir obüs toplarini yeter ölçü ve zamanda yetistirecek derecede gelismemisti. Bu bakimdan ise Ingiltere ve Fransa geri durumdaydi. Bunun yaninda, Rusya'nin en islek liman ve demiryollari Karadeniz ve Baltik Denizi'ndeydi. Bu, Rusya'nin birinci yoluydu. Bu yolu açip kapamak Osmanli Devleti'nin elindeydi.
Osmanli Hükümeti için bogazlari kapali tutmak gerekliydi, seferberlik zorunluydu. Ittihat ve Terakki büyüklerinde ne diplomasi, ne yönetim, ne de genel siyasal bakimindan bir iktidar yoktu.
Dünya Savasi kapidayken Osmanli devleti çöküsüne zemin hazirlayacak bu savasa girmek üzereydi.
Her ne kadar Osmanli yönetimi ve özellikle savasa taraftar olmayan Sadrazam Halim Pasa, Maliye Naziri Cavid Bey ve diger üyeleri yapilan anlasmanin savunma amaçli oldugunu iddia etseler de Almanya, hemen ertesi günü Osmanli'ya savasa girme zemini hazirlamaya basladi.
3 Agustos'ta da Fransa'ya ve sömürgelerine karsi faaliyet için Akdeniz'de bulunan Goben ve Breslav zirhlilarina hemen Istanbul'a gitme emri verildi. Ingiliz'lerin pesinden geldigi gemiler önce Izmir'e, 10 Agustos'ta da Çanakkale'ye geldiler. Hükümetin bilgisi haricinde Harbiye Naziri Enver Pasa'nin özel izniyle bogazlardan geçtiler.
Gemiler geçtikten sonra Itilaf Devletleri yaptiklari tarafsizlik anlasmalarina göre, gemilerin 24 saat zarfinda Türk karasularindan çikarilmasini ya da hemen silahlarindan arindirilmasi gerektigini bildirerek Osmanli hükümetini protesto ettiler.
Hükümet, bunun üzerine Halil Mentese Bey'in teklifi üzerine gemileri satin aldi.
Sonunda Osmanli da savasa girmisti. Gemiler bogazdan geçtikten sonra mürettebati basina fesler giyerek sanki Türk donanmasinin denizcileriymis gibi davraniyordu. Bunun üzerine Alman Pasasi Weber, Çanakkale Bogazi'ni kapattirdi. Bundan Türkler'in de haberi yoktu. Durumdan haberi olanlar yalnizca Enver Pasa ve kabine arkadaslariydi. Ayni zamanda bu durum diger ülkeleri de telaslandirdi.
Rusya'nin ise neredeyse hayat yolu kesilmisti. Birkaç hafta içinde Karadeniz'den gelen Rus bugdayi yüklü gemiler Haliç'te tutuldu. 29 Ekim tarihinde Goben ve Breslav Karadeniz'e açilarak Odessa Sivastopol ve Navrossis'de ki Rus tahkimatini bombardiman
ettiler. Bunun üzerine, 30 Ekim'de Ingiliz ve Fransizlar da Türkiye'ye karsi harekete geçti.

MUSTAFA KEMAL TARIH SAHNESINDE...

Bu siralarda Enver Pasa, Mustafa Kemal'i Sofya'ya Türk Elçiligi'ne ataselik görevine göndererek oradan uzaklastirdi.
Çünkü Mustafa Kemal, Osmanli'nin henüz savasa girecek durumda olduguna inanmiyordu. Bunun için henüz erken oldugunu düsünüyor, ayrica Almanlar'a da güvenmiyordu. Mustafa Kemal, savasin basladigini ögrenince Sofya'dan telgrafla aktif hizmete verilmesini istedi, ancak Alman aleyhtari oldugu için kabul edilmedi.
Kendisine haber gönderildigi zaman o zaten kendiliginden isi birakarak Anadolu'ya dönmeye hazirlaniyordu.
Rus limanlari bombardiman edildikten sonra Rusya, fiilen 31 Ekim'de Dogu Beyazit'in kuzeyinden siniri geçti, Ingiliz'ler de ertesi gün Akabe'yi bombaladi. 3 Kasim'da Rusya, 5 Kasim'da Fransa ve Ingiltere Osmanli'ya savas ilan etti.
Osmanli'nin karsi savas ilani ise 11 Kasim 1914 tarihinde yapildi. Padisah V. Mehmet Resat savasin ilanindan 3 gün sonra 14 Kasim 1914'te ''Cihad-i Ekber'' ilan etti.
1914 Eylül'ü baslarinda Donanma I. Lordu Winston Churchill, savas isleriyle görevli Devlet Bakani Lord Kitcher ve basta gelen kara ve deniz kuvvetleri danismanlari, yakinda Türkiye'ye karsi girisilecegini varsaydiklari savas için bir büyük strateji tartismasi yaptilar. Yapilabilecek operasyonlar listesinin en basinda zaten Kuzey Ege'de toplanmis olan
güçlü filonun Çanakkale'yi zorlamasi bulunuyordu.
25 Kasim 1914'ten beri Churchill'in bitmeyen gayretleri, 1.5 ay sonra sonuç verdi. 28 Ocak 1915'te Savas Komitesi, Çanakkale Bogazi'nin yalniz donanmayla geçilmesine karar verdi.

TAARRUZ PLANI

Amiral Carden'in komutasinda, Ingiliz, Fransiz ve Rus donanmasindan olusan 100'den fazla geminin bulundugu filo, 1914 yilinin Kasim ayindan itibaren Limni Adasi'nda toplanmaya basladi.
Donanmanin amirali Carden, 1 ayda Marmara Denizi'ne çikabilecek 4 devrelik planini 11 Ocak'ta Bahriye Nezareti'ne bildirdi. Önce Çanakkale Bogazi'na girisi önleyecek Türk batarya ve mevzilerinin tahribi, Kilitbahir-Çanakkale arasindaki torpillerin taranmasi ve merkez bataryalarin tahribi, Kepez bölgesindeki diger torpil tarlasinin taranmasi, en dar yerdeki kara tahkimatinin tahribinden sonra donanmanin Marmara'ya girebilecegini öngörülüyordu.
Bundan sonra ikinci büyük harekat baslayacakti. Eger Osmanli Imparatorlugu teslim bayragini çekmezse, kara kuvvetlerini Çanakkale Bogazi'ndan geçirerek, Istanbul kiyilarina çikaracaklardi...

BOGAZDA YETERLI SAVUNMA GÜCÜ YOKTU...

Türkler'in, bogazda yeterli savunma gücü yoktu. Çünkü Almanlar bogazin zorlanacagini düsünmediklerinden burada bulunan 32 bataryayi 22'ye indirmislerdi.
Ingiliz gemilerinin bogazda görülmesinin ardindan Türk cephesi, Erenköy ve Intepe arasina obüs bataryalari yerlestirdi. Fedakar denizciler tarafindan derinligine mayin tarlalari ve hatlari meydana getirildi. Savas gemilerinden çikarilan toplar, set bataryalarina yerlestirildi. Denizaltilarina karsi da eldeki malzeme ile balik aglarindan yararlanilarak en dar bölgede bir deniz agi olusturuldu.
Çanakkale Savasi'nin savunma tertibati, bogazin savunmasi, üç bölüm halinde derinlige dogru düzenlendi. Buralardaki tabyalarda 59 agir top vardi. Bunlardan ancak 8'i büyük çapta ve seri atesliydi. Bogazin en çok tahkim edilen ve mayinlarla pekistirilen bölgesi burasiydi. Bogazdaki toplarin mevcudu 170'i buluyordu.
Almanya'ya siparis edilen agir toplar ve diger malzeme henüz gelmemisti. Bulgaristan ve Romanya tarafsizdi ve savas malzemesinin topraklarindan geçmesine izin vermiyordu. Bu haliyle imparatorluk, dostlarindan uzakta yalniz basinaydi...
3 Kasim 1914 sabahi Ingiliz filosunun Seddülbahir, Ertugrul, Kumkale ve Orhaniye'ye bombardimaniyla ilk deniz savasi basladi.
3 Ingiliz zirhlisi ve 2 kruvazörü Gelibolu yarimadasi kiyilarina ve 2 Fransiz zirhlisi da Anadolu kiyilarina sabah saat 06.50'de yaklasti. 20 dakika süren top atesinden sonra çekip gittiler.
Bu bombardimanda sehit düsen 5 subay ile 81 er, Çanakkale Savaslari'nin ilk sehitleri olarak tarihe geçti...
19 Subat 1915'te 11 büyük zirhli, 3 kruvazör, 18 muhrip, 3 denizalti, 7 mayin tarama gemisinden kurulu ittifak filosu Kumkale, Seddülbahir, Ertugrul, Orhaniye bataryalarini cehennem gibi bir ates baskisi altinda tuttular. Bu bombardiman 9.35'te basladi, 17.30'da sona erdi. Düsman, saldiri planinin birinci merhalesini tamamlamisti...
Havalarin bozmasi, düsman donanmasinin tutunamayarak uzaklasmasini sagladiysa da 6 gün sonra müsait havadan yararlanarak Ingilizler, 25 Subat'ta tekrar bogaz önünde göründü. Bogaz girisindeki tabyalarin susturulmasindan sonra Amiral Carden'in yaptigi planin ikinci asamasi uygulanacakti. Bu saldiri, daha fazla kuvvetle ve daha fazla kuvvetli bir sekilde idi. Bu savasa Queen Elizabeth, Agamemnon, Golyat, Lord Nelson, Charlemagne, Triumph ve Albion zirhlilari ile birlikte bir çok irili ufakli harp gemileri katildi.
Bu görkemli ve modern savas gemileri, Ertugrul tabyasindan yapilan atislarla bu kez bir hayli sikistilar. Agamemnon'a, Ertugrul tabyasindan bir mermi isabet ederek büyükçe bir yara aldirdi.

NUSRET MAYIN GEMISI

Almanya'da 1910 yilinda insa edilmis, kömür kazanli, 40 metre boyunda, 7.5 metre genisliginde, 360 tonluk, güvertesinde 40 mayin tasiyan Nusret mayin gemisi, savasin gidisatini degistirecekti.
Saatte ancak 12 mil yapan bu geminin komutani Tophaneli Yüzbasi Ismail Hakki Bey'di. Mayin uzmani Alman Yarbay Geehl ile birlikte Çimenlik Kalesi'nden aldigi mayinlari 18 Mart deniz saldirisindan 10 gün önce, 8 Mart 1915'te sabaha karsi yagmurlu ve puslu bir havada önce Rumeli sahilini takip etti, sonra karsiya dönerek Erenköy koyuna kiyiya paralel olarak 26 mayin dösedi.
Mayinlarin birakildigi Karanlik Liman özenle seçildi. Büyük düsman gemilerinin isabetli atis yaptigi bu saha, denizcilikte ''durgun su'' diye bilinen özelligi tasidigi için zirhlilar karadaki sabit kaleler gibi atis yapabiliyordu.
8-18 Mart arasindaki süre içinde Erenköy Körfezi'ni tarayan Ingiliz mayin temizleyicileri sadece 3 mayin bulabilmisti. Nusret'in dösedigi mayinlari ne onlar, ne de havadan sahayi kontrol eden kesif uçaklari görebildi.
Karanlik Liman üzerinde uçan bir düsman uçagi, hiçbir mayin görmemis ve temiz raporu vermisti. Uçagin pilotu bu sürpriz mayinlarin basarisindan 1 gün sonra kursuna dizildi...
Ingiliz Deniz Bakani Churchill, Nusret mayin gemisinin basarisini en iyi sekilde özetlemistir:
''Bu gün dünya denizlerinde görev yapmakta olan 5 bini askin savas gemisinden hiçbiri Nusret ve onun döktügü mayinlar kadar, harbin gidisine ve düsmanin gelecegine etkili olarak bir basari gösterememistir''...

18 MART SABAHI...

Sira artik Amiral Carden'in planinin üçüncü ve dördüncü devrelerini uygulamaya gelmisti.
Yedi aydir üstlendigi görevler ve Ege'nin tuzlu sularinda geçirilen zor kis aylari, Carden'i saglik yönünden çok yipratmisti, hastaydi ve son harekati yürütecek gücü kalmamisti. Doktorlarin kesin raporu üzerine görevi Amiral De Robeck'e devrederek 16 Mart'ta Londra'ya döndü.
26 Subat-17 Mart arasindaki günleri Itilaf devletleri donanmasi mayin arama tarama faaliyetleriyle geçirdi. Bu arada bazi bölgelere tahrip müfrezeleri çikarilarak, susturulmus toplarin tahribine çalisildigi gibi methalle merkez arasinda ve merkezde bulunan bazi bataryalar da bombardiman edildi.
18 Mart sabahi... Saat 10.30'da üç tümen halinde tertiplenmis müttefik filo gemileri bogaza girmeye basladi. Birinci Tümen gemileri saat 12.00'ye kadar merkez tabyalarini yogun ates altina aldi. Saat 12.00'de Ikinci Tümen gemileri Agamemnon, Ocean ve Irresistible, Birinci Tümen gemilerinin aralarindan geçip 12 bin yardadaki yerlerini alarak atese basladi.
Bu sirada, Erenköy bölgesindeki obüs bataryalarinin menziline giren Agamemnon, 25 dakikada 12 isabet alarak agir hasara ugradi. Ayni sekilde Irresistible da aldigi 6 isabetle agir hasarli olarak çekilme manevrasina basladi.
Üçüncü tümeni olusturan Fransiz gemileri, cesaretle tabyalara sokularak yogun atese basladi. Aradaki bataryalar susturulmus, merkez tabyalar henüz ezilememisti. Diger gemiler de bogazdan içeri girmis, bombardimana destek vermekteydi. Bu arada, siddetli hasar görmüs olan Rumeli-Mecidiye Tabyasi'nda Onbasi Seyit, menzilindeki Ocean zirhlisina nisan almis ve sag kalan arkadaslarinin yardimiyla üçüncü atista isabet kaydetmisti.
Ayni anda, aldigi isabetlerle zor durumda kalan Fransiz filosu, Amiral De Robeck tarafindan geri çagrildi. Gemiler, daha önce yaptiklari gibi Anadolu sahillerine dogru dönüslerini tamamlarken saat 13.55'te Fransiz zirhlisi Bouvet, hiç kimsenin beklemedigi bir yerde bir gece önce Nusret'in dösedigi mayinlara çarpti ve yardimina dahi gidilemeyecek kisa sürede sulara gömüldü.
Fransiz gemilerinin terk ettigi hatti 11 adet Ingiliz muharebe gemisi aldi, saat 15.35'te Irresistible ve Ocean gemileri de Nusret'in mayinlarina çarpti. Daha sonra her iki gemi de akintiyla sürüklenerek Türk topçularinin menziline girdi ve topçu atesleriyle batirildi.

''GIDIYORLAR, GEÇEMEDILER, GEÇEMEYECEKLER''...

Bölgedeki mayin tehdidinin boyutlarini gören Amiral De Robeck, en kuvvetli 3 gemisini kaybetmis olarak saat 19.00'da filosuna ''bogazi terk edin'' emrini verdi.
Bogazdan çikan gemilere bakan Çanakkale Müstahkem Mevki Komutani Cevat Pasa'nin sunlari söyledigi duyuldu:
''Gidiyorlar, geçemediler, geçemeyecekler''...
Müttefik filo 800 personel kaybederken, Türkler ise bu savasta 58 sehit verdi, 3-4 asker ise yaralandi...
Bogazi donanmayla zorlayip geçmek için yapilan bu büyük girisim ancak ''siddetli bir yenilgi'' olarak tanimlanabilecek biçimde son bulmustu...
Bu denli fazla kayip, kara kuvvetlerinin yardimi olmadan bogazin geçilmesini süpheli kiliyordu. Sonunda, Deniz Bakani Churchill, bogazin denizden kara harekati olmadan geçilemeyecegine ikna olmustu. Böylece Çanakkale Harekati'nda yeni bir sayfa açiliyordu: çikarma harekati ve kara savaslari...
18 Mart'ta kazanilan zafer, yillardir süren yenilgiler nedeniyle ümitsizlige kapilmak üzere olan Türk milletine yeni bir heyecan verdi.
18 Mart, 19 Mayis'in, 23 Nisan'in, 30 Agustos'un ve 29 Ekim'in müjdecisi oldu...

Çanakkale havadan da geçilmedi

Çanakkale Savaslari'nin üzerinden 91 yil geçti. Yüz binlerce sehit verildi, sayisiz kahraman çikti ve binlerce kahramanlik yasandi. Denizde Nusret Mayin Gemisi, karada ise Seyyit Onbasi gibilerinin destanlasan anilarina, hava savaslarindaki kahramanlar bilinmediginden eklenemedi. Kazanilan zaferle, dünyaya, Çanakkale'nin karadan ve denizden geçilmezligi ortaya konurken, havadan da geçmenin mümkün olmadigi gösterildi.

Çanakkale Savaslari, Türk havacilik tarihi açisindan önemli bir yere sahip. Çanakkale'de konuslandirilan 1. Tayyare Bölügü, yaptigi kesif uçuslariyla düsman donanmasinin gücü, saldiri pozisyonu ve yeri konusunda bilgi toplamanin yaninda, düsman uçaklarinin Osmanli Ordusu hakkinda bilgi edinmelerinin de önüne geçti. Türk havacilik tarihinde ilk kez havadaki bir Türk uçagi, düsman uçagini makineli tüfek atisiyla düsürmeyi bu savasta basardi. 30 Kasim 1915'te Üstegmen Ali Riza Bey idaresinde havalanan Albatrus C I modeli uçakta Gözetleyici Tegmen Ibrahim Orhan, bir Fransiz tayyaresini makineli tüfek atesi ile vurarak düsürmeyi
basardi. Tegmen Ibrahim Orhan, Türk havacilik tarihine 'havada yapilan muharebede ilk düsman uçagi düsüren kisi' olarak geçti. Bu basarisindan sonra Almanya'ya pilotluk egitimi için gönderilen Ibrahim Orhan, brövesini taktiktan sonra, önce Filistin ve Hicaz'da, ardindan da Izmir'deki 5. Tayyare Bölügü'nde görevlendirildi. Tegmen Ibrahim Orhan, Temmuz 1918'de Sakiz Adasi üzerinde kesif uçusu yaparken Ingilizlerin açtigi uçaksavar atesi ile vurularak sehit düstü.

Ortadogu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Tarih Bölümü Havacilik Tarihi Ögretim Görevlisi Bülent Yilmazer, Zaman'a, Çanakkale Savaslari'nin bilinmeyen kahramanlarini anlatti. Savas boyunca Osmanli Ordusu'nda 21 uçagin görev yaptigini aktaran Yilmazer, müttefik güçlerin 40 civarinda tayyaresine karsi büyük bir mücadele verildigini ifade etti. 1. Tayyare Bölügü'ndü 5'i pilot, 10'u rasid (gözetleyici) toplam 15 Türk havacinin bulundugunun altini çizen Bülent Yilmazer, ilaveten 16'si pilot, 7'si gözetleyici 23 Alman havacinin da Çanakkale'de düsmana karsi savastigini açikladi. Savas boyunca sadece bir Türk uçaginin uçamayacak sekilde yara aldigini kaydeden Yilmazer, buna ragmen uçagin inmeyi basardigini bildirdi. Yilmazer, "Savaslarin baslamasindan, düsman güçlerin geri çekilmelerine kadar geçen 10 aylik zaman zarfinda 6'si hava savasi, 16'si ise yerden açilan savunma atesi sonucunda teyit edilmis toplam 22 düsman uçagi düsürüldü. Bunun yaninda karsi tarafça teyit edilmeyen, ancak Osmanli Ordusu tarafindan vurularak düstügü bilinen 9 düsman uçagi daha bulunuyor. Osmanli Ordusu'nda savas boyunca sadece Alman Kurt Haaring isimli havaci hayatini kaybetti." dedi.

18 Mart 1915'te Ege Denizi'ndeki adalardan hareket eden Itilaf Devletleri Donanmasi, Osmanli Ordusu havacilarinin yaptiklari kesif uçuslari sonucu tespit edildi ve gerekli tedbirlerin alinmasi saglandi. Kesif uçuslariyla düsman donanmasinin gücü hakkinda bilgi edinen Osmanli havacilari, düsman uçaklarinin Türk mevzileri üzerinde kesif yapmalarini da önledi. Ingiliz hava birliklerinin Ege Denizi'ndeki adalardaki hava üstlerine karsi da Osmanli Ordusu uçuklari çok basarili bombardiman harekâti yürüttü. Yogun uçuslar yaparak gizlemeye çalistiklari çekilme harekâti da, Osmanli havacilarinin 6 Ocak 1916 tarihinde iki düsman
uçagi birden düsürmesiyle ortaya çikti. Çekilmenin ortaya çikmasi üzerine Itilaf Devletleri, bir çok teçhizati geride birakti. Hatta götüremedikleri bir uçagi, Osmanli'nin eline geçmesini önlemek için parçalamak zorunda kaldi.

O dönemki uçaklar, makineli tüfegin yani sira, toplam 50 kiloyu geçmeyen bomba tasima kapasitesine sahipti. Çanakkale Savaslari sirasinda Ingiliz ve Fransiz hava birlikleri Farman, Breguet, Nieuport, Bristol, B.E., Osmanli Ordusu ise Almanlar tarafindan verilen Albatrus, Rumpler, Fokker, LVG modeli uçaklar kullandi.

"Türkleri diri diri yaktik"

18 Mart'ta Türk tarihinin büyük zaferlerinden birinin, Çanakkale Zaferi'nin 84. yildönümünü kutluyoruz.
Ancak, Çanakkale Muharebeleri hakkinda hâlâ herseyi bildigimiz söylenemez. Gün geçtikçe yeni belgeler ve bilinmeyenler de günyüzüne çikmaya basliyor. Bu dosyamizla, Çanakkale Savasi ile ilgili bugüne kadar gizli kalmis, duyunca insani ürperten bir gerçegin perdesini araliyoruz. Savasin aci, insanin vahsi yüzü bu. Bir insanlik utanci olan hadisenin daha fazla bu ülke insanlarindan saklanmasini da dogru bulmuyoruz. Çünkü bu olayin dogrudan muhatabi biziz.

Çanakkale Muharebeleri sirasinda 1915 Anadolu'sunda her üç evden ortalama bir sehit çikmisti. Hepimizin büyükbabasi yahut onun akrabasi bir sekilde bu savasta bulunmustu. Ne var ki, hemen hiçbirimiz o Gelibolu'da onlarin basindan geçen hadiseleri tam anlamiyla bilmiyoruz. Dedelerimiz savasin, ordunun, stratejinin, taktiklerin vazgeçilmez parçalari olmalarinin ötesinde Çanakkale'de bir insan olarak, bizim ailemizin bir ferdi olarak yerlerini almislardi ama biz onlarin yasadiklari sikintilari, mahrumiyetleri, mahkumiyetleri, acilari, sevinçleri, beklentileri ögrenemedik. Çogumuz onlarin mezarlarini dahi bilmiyoruz. Onlar Meçhul Asker olarak Çanakkale'de dünya durdukça duracaklar.

Çanakkale Muharebeleri 3 Kasim 1914'te Ingiliz ve Fransiz savas gemilerinin Ertugrul, Seddülbahir, Kumkale ve Orhaniye tabyalarimizi bombalamalari ile Osmanli Devleti'ne resmen savas ilan edilmeden basladi. Ingiltere ve Fransa'nin resmen savas ilan etmeleri ancak iki gün sonraya, 5 Kasim 1914'e tekabül ediyor. Böylelikle 1.Dünya Savasi'nin en önemli ve kanli askeri cephesi açilmis oluyordu.

Neden Çanakkale?

Müttefik Ordular Baskomutani General Jean Hamilton bu sorunun cevabini hâtirâtinda söyle cevapliyordu:

“Çagimizin ekonomik zaferinin birinci sarti Istanbul'u Türkler'den almaktir. Her ne pahasina olursa olsun alacagiz. Ümit ediyorum ki; gelecegin harp okulu ögrencileri büyük bir imparatorlugu harakiri yapmaya mecbur birakmak için, neden bu kiraç, bes para etmez kayalarin eteklerinde sikistigimizi degerlendireceklerdir. Bu kayaliklar Osmanli Sultani'nin kara kalbine hançerin saplanacagi en ideal yerdir. Yalniz hançer henüz elini deldi ve yarasindan yeni yeni kan akmaya basladi. Her gün ölümden kurtulmak için çirpiniyor. Bir metre ilerleyemesek dahi, Halifenin cani alinincaya kadar, kani bu kaba akitilacaktir.”

Osmanli Devleti'nin, Almanya'nin yaninda 1. Dünya Savasi'na girmesi Ingiltere—Fransa—Rusya'yi zora sokmustu. Çanakkale'den bir cephe açilmasi fikrini en çok Ingiltere Bahriye Naziri ve sonra II. Dünya Savasinda Basbakan olan Winston Churchill savunuyordu. Müttefik devletlerin stratejistleri Çanakkale'nin geçilmesi halinde Osmanli Devleti'nin teslim olacagini hesapliyorlardi. Osmanli'nin açtigi cepheleri tasfiye etmek, Süveys Kanali ve Hint yolu üzerindeki baskisini kaldirmak, Orta Avrupa'ya ilerleyen Alman—Avusturya ordularini arkadan çevirmek, Balkan devletlerini de kendi saflarina çekmek gibi faydalar da savastan bekleniyordu.

Gelibolu'dan Rusya'ya

Çanakkale Savasi'nin en önemli sebeplerinden biri ise, Müttefik Kuvvetlerin Çarlik Rusyasina Bolsevik devrimcilere karsi yardim götürme arzulari oldugu söylenir. Ders kitaplarinda belirtilmeyen ancak dikkate alinmasi gereken bir tez de söyle: Ruslar'in Almanlar karsisinda geçici olarak basari gösterip Karpatlar'i asarak Macaristan ovalarina inmeleri, Ingiltere'yi kuskulandirmisti. Ruslar Budapeste üzerine saldirabilir ve merkezi devletlerle Türkiye'nin baglantisini keserek Istanbul'un gelecegini belirlemek konusunda kendilerine avantaj saglayabilirlerdi. Rusya'nin, Almanya ile anlasarak Istanbul ve Bogazlar'i ele geçirip savastan çekilmesi tehlikesi karsisinda Ingiltere için Çanakkale seferini açmak kaçinilmaz olmustu.

Rusya, bu sebeple Çanakkale seferini sanilanin aksine kaygi ile karsiladi. Yine ayni sebepten, müttefiklerin Rusya'nin da bir donanma ile Istanbul'u zorlamasi teklifini, donanmasinin yetersiz oldugunu öne sürerek geri çevirdi. 4 Mart 1915'te müttefiklere bir nota vererek Istanbul ve Bogazlar'in kendisine birakilmasini istedi ve bu isteklerini kagit üzerinde kabul ettirdi.

Ceset tufani

Ingiltere, Kasim 1914'ten 9 Ocak 1916'ya kadar Çanakkale önlerine 50 bini askin Avustralyali, 10 bini Yeni Zelandali olmak üzere toplam 410 bin asker getirdi. Fransizlar 10 bini Senegalli olmak üzere 79 bin, biz ise istilacilara karsi ondört ay içinde toplam 700 bin askerle karsi koyduk. Yani 1 milyon 200 bin insan Gelibolu yarimadasinda ölümüne, gögüs gögüse çarpisti ve neticesinde istilacilar 213 bin 980 kisi kaybederken bizim sehit sayimiz Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüd Baskanligi'nin resmi kayitlara dayanarak tesbit ettigi rakama göre 213 bin 882 oldu.

Ingilizler, Çanakkale Savasi öncesinde sömürgelerine haber göndermis ve yardimci kuvvetler istemisti. Avustralya bu istege olumlu cevap vererek 20 bin Avustralyali, 8 bin Yeni Zelandalidan olusan ilk ANZAK kuvvetini Türkiye'ye dogru Kasim 1914'te yola çikarmisti. 1. Anzak Tümeni'ni tasiyan Orvieto gemisinde, savas muhabiri Charles Bean de vardi.

Savasta bir gazeteci

Charles Bean, Melbourne limanindan demir alinmasindan, istilanin sonuna kadar Anzak askerlerinin bütün serüvenini hem onlarla birlikte yasadi hem de bütün ayrintilari ile yazdi.

Istila basladiginda 34 yasinda tecrübeli bir gazeteci olan Bean kisa sürede askerlerle kaynasti ve kizil saçlarindan dolayi “havuç kaptan” lakabi ile anildi. Bean en tehlikeli mevzilere bile girmekten geri durmadi. O yillarda yeni gelismekte olan modern savas muhabirliginde önemli ve örnek bir kariyer yapti. Son istila kuvvetlerinin çekildigi tarihi günden ancak bir gün önce Gelibolu'dan ayrilan Bean ülkesine dönerken yaninda 125 defter dolusu not ve yüzlerce fotograftan olusan essiz belgelere sahipti.

Bean resmi muhabir olmasina ragmen Çanakkale Günlügü savasin gayri resmi tarihi idi. Zaten, “Avustralya'nin Resmi Tarihi” adinda 6 ciltlik bir eser de yazmisti. Bu eserini tamamladiktan sonra elindeki notlari Avustralya Savas Tarihi Enstitüsü'ne devretti. Bean, 1968'de hayatini kaybetti. Enstitü de bu notlari 1979 yilina kadar halka kapali tuttu. Bean'in bu notlari üzerinde çalisan arastirmaci Kevin Fewster, Çanakkale Günlügü'nü 1983 yilinda yayinladi. Kitabin çikmasi maalesef gereken ilgiyi uyandirmadi. Özellikle Türk kamuoyu 64 sene sansürlü kalmis ve ancak 68 sene sonra yayinlanmis günlükteki bilgileri maalesef atladi.

Bir facianin hikayesi

Çanakkale Savasi deniz ve kara muharebeleri olmak üzere ikiye ayriliyor. Ingiltere ve Fransa, Bogaz'i denizden zorlayarak geçeceklerine inaniyorlardi. Bunun için 17 Mart 1915'te Bozcaada'da Akdeniz Ordulari Baskomutani General Hamilton'un da katildigi son toplantida Deniz Harekat Plani görüsülmüs ve Bogaz'in zorlanmasi planlanmisti. Bu plan yapilirken müttefik kuvvetler kurmaylarinin ellerinde Bogaz'in mayindan temizlendigi raporlari vardi. Bunun üzerine 18 Mart 1915 günü Ingiliz ve Fransiz ortak donanmasi Çanakkale Bogazi'na hücum etti. O gece Nusret mayin gemisi Karanlik Liman bölgesini mayinlamis oldugundan müttefik donanmasi mevcudunun yüzde 35'ini kaybederek çekilmek zorunda kaldi. Geriye dönüs manevralari sirasinda da o yillarin en önemli savas gemileri olan Bouvet, Ocean, Irrestible, ayrica 2 muhrip, 7 mayin arama gemisi batti. Goulois ve Inflexible da dahil 7 zirhli gemi görev yapamaz hale geldi. Bu basari tarihe Çanakkale Zaferi olarak geçecek, Çanakkale Müstahkem Mevki Kumandani Cevat Pasa da “18 Mart Kahramani” olacakti.

Çanakkale'deki bu hezimetin haberi Londra'ya bomba gibi düstü. Önce ajanslarin haberleri abarttigini düsünen Londra, daha sonra General De Robeck'in raporu ile hezimetin gerçek oldugunu anladi. Bu hezimetin faturasi 17 Mart'ta Bogaz'in mayindan temizlendigine dair rapor veren subaylara çikarildi ve kursuna dizildiler. Ancak daha sonra verilen raporlarin dogru oldugu, Türkler'in son dakikada burayi tekrar mayinladigi anlasilacakti ve kursuna dizilen subaylarin itibarlari iade edilecek, ailelerine maas baglanacakti.

18 Mart maglubiyeti Müttefik Kuvvetlerini, Çanakkale Bogazi'nin karadan yardim ve destek olmaksizin geçilemeyecegi noktasina getirdi. Bunun üzerine bir ayi askin bir hazirlik yapildi. 75 bin kisilik çikarma kuvveti hazirlandi ve basina General Sir Hamilton getirildi. 25 Nisan günü Gelibolu yarimadasinda Ari Burnu ve Seddülbahir'e Anadolu yakasinda Kumkale'ye çikarma yapildi.

Bean anlatiyor

Bu çikarmada bulunan tek sivil ve tek gazeteci Avustralyali Charles Bean idi. Bean, o tarihi günü bakin nasil anlatiyor:

“25 Nisan Pazar (geceyarisi): Gemiler Limni'den geldi. Güvertede uykulu bir ses esnemelerle kesilen bir sarki söylüyor... Derken ilk kez 4.38'de, dikkatle kulak verdigimde, ta uzaklarda bir takirti duyuyorum; küçük tahta bir kutunun iç kismina bir kursun kalemle hafifce vurulurmusçasina. Bu takirti sürekli gidip geliyor. Son derece uzaktan ve derinden gelen bir ses ama benim için artik yabanci degil. Ilk defa isitmeme ragmen bunun ne sesi oldugundan hiç süphem yok. Ateslenen tüfeklerin yankilanan sesi bu; önce birkaç el, sonra daha agir ve sürekli... Ilerdeki tepelerde yogun çarpismalar oluyor...

Sandal 50—60 santimetre derinlikte bir suda karaya çekildi. Disari firladik...Limni'de sirt çantalarinin agirligindan yikilanlar oldugunu gördügüm için dikkatle çiktim, kumsala dek sulari yara yara yürüdüm ve sonunda Türk topraklarina ayak bastim...”

“Türkler'i esir alma, öldür”

Her gün olaylar hakkinda küçük notlar alip aksam kit isik altinda veya ay isiginda bunlari düzenleyen Resmi Savas Muhabiri Cherles Bean, 29 Nisan 1915 tarihinde ise su dehset satirlari yaziyordu:

“Her gün kampa Türk esirler getiriliyor. Avustralyalilarin esirlere hayli kötü gözle baktiklari kesin... Bu yüzden bizim Avustralyalilar eger ellerinden geliyorsa, esir almayip yaralilari öldürme yoluna gidiyorlar.

Hem Yeni Zelandalilar, hem de Avustralyalilar, kimi durumlarda en azindan ilk karsilasmalarda, hele isler kötüye giderken, Türkler'den esir alinmamasi yolunda üstlerinden kesin emir aldiklarini söylediler bana. Bunlara inanmiyorum, ama dogru da olabilir.”

Dehset dolu satirlar...

Bean, günlügüne 26 Eylül Pazar günü için ise, yaralilari öldürdüklerini içeren su dehset dolu notlari kaydetmis:

“Nevinson ile birlikte Imroz adasinda Panagia köyüne gittik. W.'nin emir eri X bize yolda son derece sasirtici seyler anlatti. X, Munster alayindaymis. Bir çok süngü hücumunda bulundugunu söyledi bana...

“Anlattigina göre 2 Mayis gecesi Türkler Munster hattini yarmislar. Hattaki askerlerle subaylarin pek çogu bunu bilmiyormus. Türkler hatti yarip Munster karargah bölügünü darmadagin etmisler. Hattaki askerler de arkalarindan gelen insan seslerini duyunca kendi adamlarinin takviyeye geldigini sanmislar. Gene de bu konuda bir tereddüt belirince bir çavus adamlarindan bazilarina birer el ates etmelerini emretmis. Atesin açilmasinin hemen ardindan “Allah Allah” sesleri yükselmis dört bir yandan. Ön hattakiler derhal ates açmislar ve Türkler'i komuta eden Alman subayla birlikte 15 kisiyi öldürmüs ya da yaralamislar.

“Ertesi gün o Almanin canini aliverdik' dedi X. Kulaklarima inanamadim bir an. Kent bölgesinden gelen tatli, yumusak, becerikli bir adamdi bu X. Evet, iyi egitim görmemisti, cahildi ama yumusakbasli iyi bir adamdi... Bu sözlerin üstüne gerçekten öylesine midem bulandi ki konusamadim. Yaptigi isin dehseti hakkinda en ufak bir fikri bile yoktu. Hatta bununla övünür gibiydi. Eger bizim Tommy'lerimizin bir kismi böyle savasiyorsa, Tanri yardimcimiz olsun. Evet yaralilari öldürmekle böbürlenen bazi Avustralyalilar da görmedim degil, ama bu savasin heyecani içindeydi. Ele geçirdigi yarali adami (Alman bile olsa) bir gün sonra sogukkanlilikla öldürebilecek çok fazla insan oldugunu sanmiyorum.”

. ..Ve esirleri yaktilar

Resmi Savas Muhabiri Bean'in günlügünde insanin tüylerini diken diken eden en önemli ayrinti ise, maalesef Türk esirleri canli canli yaktiklarini itiraf ettigi satirlar. Bean, 8 Agustos 1915 diye baslayan satirlarina söyle devam ediyor:

“Bugün Pazar. Bu topraklara ayak basali 15 hafta oldu... Bugün hayatimda gördügüm en alçakca davranislardan birine sahit oldum. Siginagimin hemen karsisinda 100 kadar Türk ile 2 Alman esirin barindigi tutukevinin çevresine benzin döküp tutusturuldu... Türklere çok yakin gelen dev alevler karsisinda zavalli esirler tutukevinin en uç kösesine üsüstüler ama aci akibetten kurtulamadilar...Bu görüntüyü seyredip gülüsenler arasinda Ingilizler de Avustralyalilar da vardi. Bu isi yapanlarin agzini burnunu dagitacak onurlu bir kisi yok muydu acaba? Ayni is dün de yapilmisti çünkü...

Bu esirlere yapilan muamele insanin yüzünü kizartacak derecede. Oysa bildigimiz kadariyla Türkler esir düsen asker ve subaylarimiza olaganüstü iyi davraniyorlar...”

Avustralyali gazeteci Charles Bean'in Çanakkale Muharebeleri sirasinda cephede gazetecilik yapan tek özel muhabir olarak sahit oldugu bu olay yillarca dünya kamuoyundan saklandi. Bean'in yazdiklarindan bu yakma olayinin tek olay olmadigi da anlasiliyor. Çünkü “Ayni is dün de yapilmisti” diyor.

Çanakkale Mahseri

1998 yilinin son aylarinda piyasaya çikan ve iki ayda üç baski yapan Çanakkale Mahseri isimli belgesel tarihi romanin yazari Mehmed Niyazi de, Çanakkale Muharebeleri üzerine 6 sene süren arastirmalari sirasinda Ingilizce ve Almanca kaynaklarda 100 Türk ve 2 Alman'in yakilmasi ile ilgili bilgilere rastladigini belirtiyor ve Bean'in güncesini dogruluyor. Mehmed Niyazi, yakilma olayinin Yüzbasi Weistock'un emriyle yapildigini bildiriyor. Mehmed Niyazi, yakma olayinin bir önceki gece gerçeklesen Türk saldirisinin bir intikami oldugunu ve tepelerden saldiriya hazirlanan Türklere bir gözdagi vermek ve morallerini bozmak gayesi ile yapildigini söylüyor.

Madalyonun öbür yüzü

Bean'in günlügünde yukardaki dehsetengiz olaylar anlatilirken asagidaki insâni davranislar da kaydediliyor:

“4 Mayis: Türkler, Kabatepe'de yaralilarimizi teknelerimize yüklememize izin verdiler. Bütün bu tahliye—yükleme sirasinda hiç ates etmediler... Bugün ögleden sonra saat 14.00'te donanmaya ait bir tekne, beyaz bir bayrak çekmis olarak yaralilari toplamaya geldi. Türkler, teknenin gelip yaralilari almasina, sonra yeniden denize açilmasina izin verdiler...

11 Kasim: Türklerle son zamanlarda epey yogun haberlesmemiz oldu. Kendilerine gayet iyi bakildigini belirten bazi esir mektuplari ile Kahire'de çekilmis kanli—canli fotograflar attik karsi taraf siperlerine... Türkler'den su cevabi aldik;

‘Sizin sadakaniz ile yasayan domuzdur. Midelerimiz dopdolu. Kollarimizin ucunda ellerimiz, ellerimizde de süngülerimiz var. Eger söylendigi kadar büyük milletseniz, neden o yüce ilkelere uygun davranmiyor ve neden baska milletleri kendi önderlerine bagliliktan ayartmaya çalisiyorsunuz?..'

Son derece onurlu bir cevap. Türkleri ayartma yolundaki girisimlerde ipin ucunu kaçirmamiz içten bile degildi...

Üç hafta önce Türkler'in üç gün süren bir Bayrami vardi. Bizim siperlere iki paket sigara attilar. Üzerinde bozuk bir Fransizca ile ‘Afiyetle için kahraman düsmanimiz' yaziyordu. Baska paketin üzerinde de ‘Sevgili düsmanimiz bize süt gönderin.' Konserve et gönderdik. Bir tasla sopanin üstüne yazdiklari cevapta ‘Konserve et istemeyiz' dediler. Bunun üzerine biraz reçel, iyi bisküvi firlattik. Bütün bunlar saat 08.30 ila 09.15 arasinda olup bitti. Sonunda Türkler ‘Tamam' ‘Fini' diye bagirdilar. Ertesi gün ayni seyler tekrarlandi. Üçüncü günün sabahinda ‘artik bu ise son verin' seklinde bir emir geldi...”

Çanakkale'den gizlice kaçis

Savas muhabiri Bean gelisleriyle birlikte kaçislarini da anlatiyor Çanakkale Günlügü'nde.

“16 Aralik: Anzak Koyu olaganüstü issiz, kumsal tamamen bos. Evraklarimizi yaktik. Türkleri ilgilendirecek pek az sey kalacak arkada... Askerlerimizin çogu buradan ayrilacaklari için üzgün degil. Yalnizca silah arkadaslarini burada gömülü birakacaklarina üzülüyorlar.

17 Aralik: Dün 5. Bölük mühendislerini kazma—kürek ve borularini yakarken gördüm. Kendi elimle imal ettigim mobilyayi yine kendi elimle yok ettim. Siginagimdan çikarken de su geçirmez çarsafima bir biçak attim...

23 Aralik: Tüm mevzilerimizi çirilçiplak bir sekilde Türklere birakmamiz bu gece de bos mevzilerde tüm isiklarin yanik birakilmasi, hat boyunca Türk tüfeklerinin, sabah bombalayip ardindan da çoktan terkettigimiz siperlere hücum etmesi ve gece boyunca olup bitenleri gerilim içinde gözleyerek bekleyisimiz...Bütün bunlar hiç de fena bir savas hikayesi degil aslinda...”

Çanakkale ne denizden ne de karadan geçilebildi. Istilacilar 6 Aralik'ta Anafartalar, Ariburnu ve Seddülbahir cephelerini bosaltarak savasa son verme karari aldilar. Bosaltma islemi yani kaçis ise, Anafartalar ve Ariburnu cephesinden 19—20 Aralik 1915, Seddülbahir cephesinden ise 8— 9 Ocak 1916 gecesi oldu.

Çanakkale Muharebelerinin Osmanli Devleti'nin zaferi ile neticelenmesi Bulgaristan'i Almanya ve Osmanli Devleti yaninda savasa girmeye itti. Rusya'nin itilaf devletleri ile iliski kuramamasi dolayisiyla ülkedeki finansal bunalim iç huzursuzlugu artirarak Bolsevik ihtilalinin basari ile sonuçlanmasina sebep oldu. Italya, Romanya ve Yunanistan ise, Itilaf devletlerine katildilar ve I. Dünya Harbi tahminlerin aksine 3 sene daha devam etti.

Çanakkale'de Mehmetçige kimyasal silah

Çanakkale Zaferi'nin 90. yildönümü kutlaniyor. Basbakanlik Osmanli Arsivi'nden çikan yeni bir belge, savasla ilgili korkunç bir gerçegi ortaya çikardi: Itilaf Devletleri Mehmetçige karsi kimyasal silah kullandi. Savasi anlatan rakamlar ise oldukça manidar. 10 bin askerimiz kayiplara karismis.

20 Temmuz 1915. Yer Çanakkale... Savas bütün dehsetiyle sürüyordu. Reuter Telgraf Ajansi'nin Çanakkale muhabiri, Londra'daki ajans merkezine savasin gidisatini anlatirken insanî boyutu öne çikan bir haber geçer: "Türkler pek merdane ve soylu bir tarzda harp ediyor. Bunlardan biri siddetli ates altinda oldugu halde askerlerimizden birinin yarasini sarmak gayretinde. Digeri yarali bir Avustralyali askerin yanina bir sise su birakarak insanî bir harekette bulunuyor. Mert Türk askerlerinden bir baskasi Ingiliz siperlerinden uzak bir mevkide yarali düsüp saatlerce aç ve güçsüz kalan Ingiliz askerine ekmek vererek yüce bir davranis gösteriyor. Türklerle çarpisan Ingiliz askerlerinin hemen hepsi Türkler tarafindan Ingiliz esirlere iyi muamele yapildigi konusunda hemfikir."

Çanakkale Bogazi girisinde batan Saphir adli Fransiz denizaltisindan Türk askerleri tarafindan kurtarilan Elektrik Çavusu Logal ailesine gönderdigi mektupta, nasil bir esaret geçirdigini su cümlelerle anlatiyor: "...Tahlisiye sandali gelinceye kadar yarim saat suda kaldik. Kurumus yapraklar gibi tir tir titriyorduk. Lakin bereket versin, Türk zabitleri bizi pek hos karsiladi. Sandal içinde zabitlerden birisi bana ceketini bile verdi. Türk mülazimi kiyafetine girdim. Bizi hemen isittilar. Bir sise rom getirdiler. Bir nefesçik rom çekmek, bilsen ne kadar büyük bir iyilik icra etti. Bizi bir kislaya götürdüler. Orada bize elbise verdiler. Zira denize düserken çirilçiplak olmus idik. Bizi Istanbul'a getirdiler. Bulundugumuz mahalleye arada sirada Türk zabitler geliyor. Bize sigara paketleri ikram ediyorlar. Hemen ekserisi Fransizca biliyor. Halbuki biz baska türlü muamele görecegimizi zannediyorduk."

Çanakkale'de sadece askerler savasmadi. Ayni zamanda, farkli dünya görüsleri de mücadele etti. Hem de insan olma konusunda... Düsmaninin canini kurtarmak için çirpinmak, matarada kalan bir yudum suyu düsman askerine vermek baska türlü nasil izah edilebilir ki? Reuter muhabirinin geçtigi haber ile Çavus Logal'in ailesine gönderdigi mektup bu örneklerden sadece birkaçi. Ancak, madalyonun bir de öteki yüzü var. Itilaf Devletleri, Çanakkale'de direnen Osmanli askerini yok etmek için her türlü yolu denemekten çekinmedi. Uluslararasi savas kurallari yok sayilip siviller katledildi, hastaneler bombalandi. Dahasi topyekûn bir öldürme operasyonu için kimyasal silahlar bile kullanildi.

Mehmetçik gaz karsisinda çaresiz

Basbakanlik Osmanli Arsivi'nde görevli uzmanlarca ortaya çikarilan yeni bir arsiv belgesinde Itilaf Devletleri'nin Türk askerlerine karsi bogucu türden gaz içeren kimyasal silah kullandigi belirtiliyor. Belgeye göre, Osmanli askeri kimyasal silahlar karsisinda çaresiz kaliyor. Belgede gazin hangi ülke kuvvetleri tarafindan kullanildigi belirtilmiyor. Verdigi zarar konusunda da bir bilgi yok. Fakat, arastirmacilar binlerce askerin kimyasal silahlarin tesiriyle sehit düsme ihtimalinin oldugunu belirtiyor ve muhtemelen Ingilizler tarafindan böyle bir yola basvuruldugu görüsünde birlesiyor.

2 Temmuz 1915 tarihinde Baskumandan vekili namina Müstesar imzasini tasiyan ve cepheden Hariciye Nezareti'ne gönderilen belgede düsman kuvvetleri tarafindan kimyasal silahlar kullanildigi belirtilip tarafsiz ve dost devletlerin olayi protesto etmesi isteniyor. Dost devletlerin insanlik disi bu hadiseyi protesto ettigine dair bir bilgiye rastlanmiyor; ama bu belge Çanakkale'yi kimyasal silahlarin kullanildigi savaslar arasina sokuyor. Daha önce 19. yüzyilin sonlarinda Fransizlar Almanlara karsi zehirli gaz kullanmis, ayni sekilde Almanlar da Fransizlara misillemede bulunmustu.

Domdom kursunu...

Çanakkale'de destan yazan askerlerimize yönelik uluslararasi savas hukukuna aykiri hareketler kimyasal silahlarla sinirli degil. Tespit edilen iki ayri belge, iki ayri savas ihlalini daha ortaya çikariyor. Savas hukukuna kesinlikle aykiri olmasina ragmen domdom (parçalayici, dagitici özelligi çok fazla) kursunlari da Mehmetçige sikilmis. Baskumandan vekili Enver imzasini tasiyan 20 Mayis 1915 tarihli Hariciye Nezaretine gönderilen belgede Çanakkale'de yaralanip Tekirdag Hastanesi'ne yatirilmis bir askerin bacagindan domdom kursunu çiktigi rapor ediliyor. Ayni belgede domdom kursunlarinin Ingiliz askerleri tarafindan kullanildiginin alti çiziliyor.

10 Mayis 1915 tarihini tasiyan bir baska belgede de Ingiliz savas gemilerinin balonlar yardimiyla Maydos kasabasinda Hilal-i Ahmer bayragi çekmis hastaneyi bombalayarak 30 kadar yarali askerin sehid olmasina yol açtigi belirtiliyor. Osmanli Hükümeti "insanliga sigmayan" bu saldiri sonrasinda Amerika Sefareti araciligiyla Ingiltere'nin uyarilmasi talebinde bulunuyor. Bu üç belge ve üç örnek, savas kurallarinin hiçe sayildigi Çanakkale'de nasil bir trajedinin yasandigini gözler önüne seriyor.
Belgeler simdi sergide, sonra kitapta

Çanakkale Savaslari hakkinda Genelkurmay Baskanligi'nin yayimladigi birkaç çalisma disinda belgelere dayali, ilmi, ciddi ve kapsamli bir kitabin yazilmamis olmasi büyük bir eksiklik. Devlet Arsivleri Genel Müdürlügü bu alandaki eksikligi gidermek için savaslarin 90. yildönümü etkinlikleri çerçevesinde iki ciltten olusan "Osmanli Belgelerinde Çanakkale Muharebeleri" kitabinin ilk cildini kisa bir süre sonra piyasaya sürecek. Kronolojik olarak 10 Agustos 1914 ile 31 Agustos 1915 tarihleri arasindaki olaylari anlatan belgelerden olusan ilk kitap muhteva bakimindan oldukça genis. Ikinci cildiyle birlikte bu kitap bir yil içinde tamamlanacak.

Ikinci cilt ise 1 Eylül 1915 ve 9 Ocak 1916 tarihleri arasini kapsayacak. Arsiv bünyesinde kurulan ve bes uzmanin çalistigi Çanakkale Masasi'nin ortaya koydugu belge ve fotograflar da kitaptan önce bir sergide kamuoyuna sunulacak. Basbakanlik Osmanli Arsivi ile 18 Mart Üniversitesi tarafindan 14-25 Mart tarihleri arasinda ortaklasa düzenlenecek sergide 50 arsiv belgesiyle çesitli fotograflar yer alacak.

Bir efsaneydi Çanakkale

Birinci Dünya Savasi öncesinde Avrupa ikiye bölünmüstü. Almanya'nin öncülügünde bulusan Avusturya—Macaristan, Italya —daha sonra saf degistirmisti—, ;
Bulgaristan ‘Ittifak Devletleri'ni meydana getirmislerdi. Bu ittifaka daha sonra Osmanli Imparatorlugu'nun da katilmasina karsilik, Fransa, Ingiltere, Rusya —daha sonra ise Amerika, Japonya, Belçika, Romanya, Sirbistan, Yunanistan ve ve Karadag— ‘Itilaf Devletleri'ni olusturmuslardi.

Almanya'nin teknolojide gün geçtikçe ilerlemesi, bölgedeki etkinliginin artmasi bu ülkeleri endiselendiriyordu. Bir Sirp gencinin Avusturya—Macaristan veliahti Ferdinand'i Saraybosna'da vurarak öldürmesi bardagi tasiran son damla olmustu.

Rusya Sirbistan'i korumak maksadiyla Avusturya—Macaristan Imparatorlugu'na saldirdi. Almanya derhal Avusturya—Macaristan tarafindan savasa katilarak Rusya'ya saldirmakta gecikmedi. Nihayet Fransa ve Ingiltere müttefikleri Rusya'ya yardim etmek için savasa girdiler. Böylece o zamana kadar yasanan bütün savaslarin en büyügü, en korkuncu, en uzunu ve en genis çaplisi baslamis oldu. Itilaf Devletleri'nin saflarinda toplam 42 milyon 700 bin, Ittifak Devletleri'nin saflarinda ise toplam 22 milyon 900 bin asker savasiyordu. Bu savas sonunda her iki taraf toplam 9 milyon 323 bin ölü, 38 milyon 481 bin yarali vermisti.

Osmanli savasa nasil girdi?

Ittihat ve Terakki'nin güçlü önderlerinden Enver Pasa, henüz 33 yasinda bir gençken Saraya damat olmustu. 3 Ocak 1914'te birdenbire pasaliga yükseltildi, Harbiye Nazirligi'na getirildi ve Baskomutan vekili oldu. Enver Pasa'nin asiri denebilecek vatanseverligi ve cesaretine tecrübesizligi de eklenirse bu tür durumlarda reaksiyoner politikalar üretmesi son derece dogaldi.

Karada ve denizde cehennemî savas sürerken, Ingiliz donanmasinin sikistirdigi iki Alman gemisi “Goeben” ve Breslau” Çanakkale Bogazini geçerek Osmanli'ya sigindi. Ne padisahin, ne diger bakanlarin, ne de Meclisin haberdar olmadigi bu olaydan, Sadrazam Halim Pasa da habersizdi kuskusuz.

10 Agustos 1914 gecesiydi ve Bakanlar Kurulu, Basbakan Said Halim Pasa'nin yalisinda toplanmisti. Harbiye Naziri Enver Pasa toplantiya biraz geç kalmisti ve içeri girer girmez de gülümseyerek söyle demisti:

“Bir oglumuz dünyaya geldi”

Enver Pasa oldukça rahat ve kendinden emin bir sekilde iki Alman gemisinin Ingiliz donanmasi tarafindan takip edildigini, kurtulmak için Bogaz'i geçtiklerini, buna da kendisinin izin verdigini söylüyordu.

Itilaf Devletleri ise Osmanli Imparatorlugu'na bir ültimatom vererek Alman gemilerini birakmasini, aksi takdirde bunun savas sebebi sayilacagini bildirmekte gecikmediler. Ittihat Terakki Hükümetinin gemilerin Almanya'dan satin alindigini belirterek, gemilere Türk bayragini çekmesinin ardindan Rus sehirlerini bombalatmasi bardagi tasiran son damla olmustu. Osmanli artik I. Dünya Savasi'nin tam ortasindaydi.

Rus donanmasi 17 Kasim 1914 günü Trabzon'u bombaladi. Ingiliz, Fransiz ve Italyan donanmalari Çanakkale Bogazi'na çoktan dayanmisti.

Itilaf Devletleri Çanakkale Bogazi'ni asarak Istanbul'u da kolayca ele geçireceklerini düsünüyorlardi. Böylelikle Akdeniz—Karadeniz yolu Ingiltere—Fransa ve Rusya'nin denetimine girecek, baskenti Istanbul'u yitiren Osmanli Devleti de oyun disi kalmis olacakti.

Ingiliz—Fransiz donanmasi Osmanli Devleti ile savasa girdikleri Agustos 1914'ten baslayarak Çanakkale Bogazi'na giris—çikisi denetimleri altina almislardi. Kasim—Aralik 1914'te Bogazi savunan Türk tabyalarina karsi bir kaç saldiri düzenlediler. Ama asil deniz harekati 19 Subat 1915'te baslamisti. 40 gemiden olusan Ingiliz—Fransiz filosunun saldirisini Türk topçulari Bogazin iki yakasindan açtiklari siddetli atesle geri püskürttüler. 25 Subat 1915'teki ikinci büyük saldirida Bogazi savunan dis tabyalari susturmayi basardilarsa da iç tabyalarin direnmesi karsisinda Bogaza girmeyi basaramadilar. Bu durum karsisinda ellerindeki bütün güçleri toplayarak kesin sonuç almak için bir harekat düzenlemeye karar verdiler. Böylesi bir gelismeyi bekleyen Türkler de Bogazin iki yakasindaki savunma güçlerini artirdilar. Bogazin sularina da çok miktarda mayin döktüler. 18 Mart 1915 günü baslayan büyük saldirinin baslangicinda Ingiliz ve Fransiz donanmasindan dört zirhli mayinlara çarpti. Bunlardan ikisi batmis, ikisi de hareketsiz kalmisti. Bu gelismeler üzerine geri çekilmeye çalisan iki Fransiz zirhlisi da mayina çarparak agir yara aldi. Uzun hazirliklar sonunda giristikleri saldirinin daha ilk gününde böylesi bir yenilgiye ugrayinca Ingiliz—Fransiz filosu Çanakkale Bogazi'ndan ayrilmak zorunda kaldi.

Bu olayin Deniz Harp tarihindeki yeri inkar edilemeyecek kadar büyüktür. Bu yüzden Deniz Kuvvetleri Komutanligi'nin hemen hemen bütün birliklerinde her 18 Mart bütün heyecani ve coskunluguyla yeniden yasanir, yeniden yasatilir. Marslar, kahramanlik türküleri söylenir. Bir esenliktir 18 Mart, zaferin efsanevî çigligini hatirlatir.

10 BiN KAYIP ASKER

Fiilen 3 Kasim 1914'te baslayan Çanakkale Savaslari 9 Ocak 1916 tarihinde Itilaf Devletleri'nin çekilmesiyle sona erdi. Çanakkale'de ortaya çikan rakamlar savasin ne kadar siddetli geçtigini anlatmaya yetiyor. Yaklasik bir yil süren çarpismalar sonucunda Itilaf Devletleri 252 bin kayip verirken, Osmanli Devleti ise 251 bin sehit verdi.

3 Kasim 1914'te Seddülbahir Kalesi'ndeki cephanelige yapilan saldirida 5 subay 83 er sehit oldu. Bunlara "ilk sehitler" deniyor.

Rumeli Mecidiyesi'nde görev yapan Topçu er Seyit 275 kilo 600 gram agirligindaki top mermisini tek basina kaldirip namluya sürerek ates etti; Ocean zihli gemisi sulara gömüldü.

19 Mayis 1915'te cepheye katilan 100 kadar Istanbul Tip Fakültesi ögrencisi 3 saat içinde sehit düstü. Istanbul Tip Fakültesi 1921 yilina kadar hiç mezun veremedi.
Karsilikli siperlerin en yakin mesafesi 5 metre oldugu halde çatismalar sürdü.

Savasta 60 Ingiliz uçagina karsilik 22 Türk uçagi bulunuyordu.

Ingilizler 205 bin, Fransizlar 47 bin kayip verirken Itilaf Devletleri'nin toplam kaybi 252 bin olarak tespit edildi.

Ingiltere (sömürge askerleri dahil) savasa 469 bin askerle katildi.

O gün için 700 bin Türk askeri bulunuyordu.

Osmanli Devleti toplam 251 bin sehir verdi. 10 bin askerimiz kayip.

Savasta 57. Alay'in bütün mensuplari sehit düstü. Bir daha 57. Alay kurulmadi. Bu Alay'in sancagi halen Avustralya Savas Müzesi'nde sergilenmektedir.

25 sehitle Kastamonu'nun Güzlük köyü en fazla kayip veren köy olarak kayitlara geçti.

En çok sehit veren ilk bes ilin siralamasi ise söyle: Bursa 3274; Balikesir 3003; Konya 2683; Kastamonu 2527; Denizli 2258.

Istanbul 1908 sehit verirken bu savasla birlikte adi tarihe geçen Çanakkale ise 1876 sehit verdi. Tabii burada diger illerden alinan askerlerin Çanakkale disindaki cephelere gönderilmesi gerçegi de göz ardi edilmemeli.

Savas sirasinda Saroz Körfezi'ne 300 kadar Yunan asker çikarildi ancak bunlar korktuklari gerekçesiyle tekrar geri gönderildi.

Itilaf Devletleri safinda 600 kisiden olusan Siyon Katircilar Birligi de savasa katildi.

Çanakkale'de esir düsen askerler: Osmanli bize çok iyi davrandi

18 Mart'in yildönümününde ortaya çikartilan Osmanli belgeleri en önemli tarihî dönemeçlerden biri sayilan Çanakkale Savaslari'na iliskin yeni ayrintilarin gün yüzüne çikmasini sagladi. Basbakanlik Devlet Arsivleri Genel Müdürlügü, Çanakkale Muharebeleri'ne ait simdiye kadar yayinlanmamis belgeleri bir araya getirdi.

Çanakkale Savaslari'nin 90. yildönümü çerçevesinde hazirlanan, ‘Osmanli Belgelerinde Çanakkale Muharebeleri' adi verilen kitap iki ciltten olusuyor. Kitapta tarihe isik tutacak 300'e yakin belge var. Osmanli belgelerinde ortaya çikan en dikkat çekici olaylardan birisi Ingilizlerin öncülügündeki müttefik kuvvetlerin sivillerin bulundugu alanlara ve hastanelere ates açilmasi emrini vermesi. Osmanli komutanlarinin yazismalarinda ayrica Ingilizlerin bogucu gaz kullandigindan sikayetçi olunuyor ve bunun uluslararasi savas kurallarina uygun olmadigina dair uyarilarda bulunuldugu görülüyor. Devlet Arsivleri Genel Müdürü Doç. Dr. Yusuf Sarinay, Çanakkale'nin dünyadaki en önemli tarihî dönemeçlerden biri oldugunu belirtti. Osmanli arsivlerinden derlenerek hazirlanan belgelerde ‘Hariciye Nezareti'nden Ordu-yu Hümayun Baskumandanligi Vekalet-i Celilesi'ne denilerek yazilan belgede, Ingilizlerin hastane ve hastane gemilerini bombaladiklarina dikkat çekiliyor. Bunun savas kurallarina aykiri oldugunun alti çizilirken, saldirinin devam etmesi halinde sivil ve asker Ingiliz esirlerine misillemede bulunulacagi uyarisi yapiliyor. Ayni yerden gönderilen bir sonraki belgede ise müttefik uçaklarinin Hilal-i Ahmer isaretleri olan Akbas Tekkesi hastane çadirlarini bombaladiklari bildiriliyor. Yazinin devaminda ise müttefik denizaltilarinin Marmara havzasinda yolcu gemilerine saldirmaktan çekinmediklerinden sikayetçi olunuyor.

Karargah Umumi Istihbarat Subesi Müdürü imzasi tasiyan bir baska belge ise oldukça ürkütücü. Müttefik kuvvetlerinin bogucu gaz yayan mermiler kullandiklari ifade ediliyor ve müttefik uçaklarinca Seddülbahir'deki Halilpasa Hastanesi'nin bombalandigi anlatiliyor. Ayi ve domuz avi için üretilen domdom kursununu bile müttefik askerlerinin kullanmaktan çekinmedikleri yine Osmanli belgelerinde dile getirilen konular arasinda. Söz konusu tespiti içeren belgede Tekirdag Hastanesi'ne yatirilmis bir askerin bacagindan çikartilmis olan domdom kursununun fotograflari da yer aliyor.

Belgelerde müttefik kuvvetlerinin acimasizligina karsin Osmanli'nin esirlere ne kadar iyi muamele ettigi de esir düsen askerlerin ifadelerinden yola çikilarak anlatiliyor. Osmanli kuvvetleri tarafindan batirilan AE-2 denizaltisinin esir düsen kaptani Yüzbasi Staker, Malta'daki bir dostuna gönderdigi mektupta, durumunun iyi oldugunu ve kendisine çok güzel muamelede bulunuldugunu vurguluyor. Yüzbasinin mektupta dile getirdigi, “Rahatim pek yerinde, ummadigimiz derecede iyi muamele görmekteyiz.” ifadeleri, Osmanli'nin esirlere olan tavri konusunda fikir veriyor. Osmanli belgelerinden anlasildigi üzere Çanakkale'deki zafer, Müslüman nüfusun yogun oldugu ülkelerde sevinçle karsilanmis. Bunun en ilginç örneklerinden biri bugünkü Endonezya'nin baskentinin bulundugu Jakarta'da görülüyor. Buradaki Müslümanlar mutluluklarini camilerden dile getirmis. Cuma hutbelerinde Osmanli pasasina ‘gazi' unvani verildigi ilan edilmis.